İlginç Psikolojik Deneyler

Milgram Deneyi

1961 yılında Yale Üniversitesi psikoloji profesörü Stanley Milgram tarafından yapılan ve otorite figürlerine karşı itaatsizliğin ölçülmesi amacıyla yapılan bir deneydir. Deneyde, deneklere bir araştırmacı tarafından verilen talimatlar doğrultusunda bir kişiyi elektroşok cihazlarıyla şoklamaları isteniyordu.

Deneyin amacı, insanların otorite figürlerinin talimatlarına ne kadar itaat edebileceklerini ölçmekti. Denekler, bir öğrenme deneyinin bir parçası olarak düşündükleri bu deneyde, her yanlış cevap için, artan voltajda elektroşoklar vermeleri gerektiği söylendi. Aslında, şoklar gerçek değildi ve “şok alan” kişi bir oyuncuydu.

Deney sonuçları, deneklerin çoğunluğunun, verilen talimatları yerine getirdiğini ve şoklamaya devam ettiğini gösterdi. Bu sonuçlar, insanların otorite figürlerine karşı çok itaatkâr olduğunu ve uygulanan baskıyı sorgulamadan kabul ettiğini ortaya koydu.

Milgram Deneyi, etik tartışmalara yol açtı ve insan denekler üzerinde yapılan deneylerin sınırlarını belirledi. Ancak, aynı zamanda insanların davranışı ve itaatsizlik konularında önemli bilgiler sağladı ve psikolojik araştırmaların bir dönüm noktası olarak kabul edildi.

‘’Zimbardo Hapishane Deneyi’’ olarak da bilinen bu deney, 1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde Sosyal Psikolog Philip Zimbardo tarafından yapılan ve insan davranışının sosyal ortam tarafından nasıl etkilenebileceğini araştırmayı amaçlayan bir deneydir. Ek olarak bu deney, hapishane ortamında yaşayan insan davranışını araştırmayı da amaçlamaktaydı. Deneyde, 24 öğrenci rastgele iki gruba ayrıldı: gardiyanlar ve mahkumlar. Deney, 2 hafta olarak planlandı ancak deneyin altıncı gününde, gardiyanların kötü muameleleri nedeniyle deney durduruldu.

Gardiyanlar, mahkumlar üzerinde aşağılayıcı, şiddet içerikli ve otoriter davranışlar sergilediler. Deney sonucunda gardiyanların zulmü altındaki mahkumlar psikolojik baskı altında kalmışlardı. Mahkumlar arasında anksiyete,depresyon,uyku bozuklukları ve diğer psikolojik rahatsızlıklar gözlemlendi.

Stanford hapishane deneyi, insan davranışının sosyal ortam tarafından nasıl etkilenebileceği konusunda önemli bilgiler sağladı. Ancak, deneyin etik tartışmalara yol açması nedeniyle eleştirildi. Özellikle, deneklerin psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerinde potansiyel zararları nedeniyle insan denekler üzerinde yapılan deneylerin sınırlarını belirlemeye yardımcı oldu.

Asch Deneyi

Solomon Asch tarafından 1951 yılında yapılan ve insanların çoğunluğun düşüncesine uyma eğilimini göstermeyi amaçlayan bir deneydir.

Deneyde, bir grup denek, görsel bir testte doğru cevabın ne olduğunu belirlemeye çalıştılar. Ancak, deneklerin çoğu yanıtları yanlış olan bir gruba katılmıştı. Deneklere her deneme için doğru cevabın ne olduğu soruldu ve yanıtlar kaydedildi.

Deneyin sonuçları, deneklerin çoğunun doğru cevap yerine, çoğunluğun düşüncesine uyduklarını gösterdi. Katılımcıların yaklaşık üçte biri, çoğunluğun görüşüne uymayarak doğru cevapları verdi. Ancak, geri kalanların çoğu, yanlış cevapları çoğunluğun düşüncesine uyarak verdi.

Asch Deneyi, sosyal uyum ve toplumsal baskı konularında önemli bilgiler sağladı ve bu alanlarda pek çok araştırmaya ilham verdi. Ayrıca, insanların çoğunluğun düşüncesine uyma eğilimlerini göstererek, sosyal baskının etkileri konusunda da farkındalık yaratmıştır.

Küçük Albert Deneyi

“Küçük Albert” deneyi, John B. Watson ve asistanı Rosalie Rayner tarafından 1920 yılında gerçekleştirilen bir deneydir. Deney, bebeklerin davranışlarının öğrenilmiş olduğunu göstermek amacıyla yapılmıştır.

Deneyde, 9 aylık bir bebek olan Albert, laboratuvar ortamında beyaz bir tavşan, beyaz bir sıçan, beyaz bir köpek, siyah bir kedi gibi nesnelere maruz bırakıldı. Başlangıçta, Albert bu nesnelere tepkisizdi. Ancak, deneyin bir sonraki aşamasında, bebek bu nesnelerin yanında yüksek bir ses çıkaran bir çekiçle vuruldu. Bu nedenle Albert, bu nesneleri gördüğünde korkmaya başladı.

Deney sonucunda, Albert’ın korku tepkisi, öğrenme sürecindeki bir ilişkisel bağlantı olarak yorumlandı. Deney, bebeklerin davranışlarının öğrenilmiş olduğunu göstererek psikolojideki davranışçı yaklaşımın gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Ancak, deney, etik tartışmalar yaratmıştır. Bebeğin maruz bırakıldığı stresli ve korkutucu koşulların sağlıklı olmadığı düşünülmüştür. Ayrıca, Albert’ın deney sonrasında ne olduğu hakkında hiçbir bilgi yoktur ve deneyin etik açıdan kabul edilebilir olmadığı belirtilmiştir.

Profile Pic
Dila Palamut

Related Blogs

Bilişsel Davranışçı Terapi

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), düşüncelerimizin, duygularımızın ve davranışlarımızın birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini anlamaya yönelik bir terapi.

Read More

Psikoloji Yüksek Lisans Öğrencilerinin Okuması Gereken.

Klinik psikologların okuması gereken kitaplar, teorik bilgilerin yanı sıra klinik uygulama ve becerileri içeren kitaplardır. İşte.

Read More